25 Mayıs 2014 Pazar

Şehit Metin Sülüş

Eminönü, 2013
"Ne tür fotograflar çekersin?". Geçen gün kendilerini sokak fotografçısı olarak nitelendirenlerin bulunduğu bir mecliste* bana bu soru sorulunca ne diyeceğimi şaşırdım. Anlamsız geldi soru, bünyem reddetti diyebilirim. O an bir şeyler geveledim - ne dediğimi de şimdi hatırlamıyorum - ama sonra akşam kafayı biraz daha toparlayıp soruyu aklımda evirip çevirdim. Ve sanırsam verebileceğim en iyi ve dürüst cevap şu olmalıydı: "İyi fotograflar çekmeye çalışıyorum". Ne diye kendimi sokak, veya doğa, veya bilmemne fotografçısı şeklinde bir kategoriye sokayım ki? Ben amatörüm en başta. Fotografı ve ona bakmayı sevdiğim için fotograf çekiyorum.

Belli bir kategoride fotograf çekmesem de elimde fotograf makinasıyla yürürken aklımın bir köşesinde, nasıl desem, birtakım "kutucuklar" vardır. Evde oturup hayaller kurarken, "proje yapayım, dökümcüleri çalışayım arkadaş" gibi yaygın olduğunu sandığım bir mentaliteyle yaklaşmıyorum ben bu işe. Fotograf çekme eylemi esnasında kafamda bazı fikirler, olanaklar, potansiyeller, yani yukarıda bahsettiğim o kutucuklardan biri oluşuverir. Sonra ilerleyen dönemlerde yine fotograf çekerken o kutucukların içini doldurabilir miyim diye bakarım; tabii bir yandan yeni potansiyelleri kollayarak. 

Örneğin, bir evvelki Rahatı Kaçan Ağaç fotograf serisini ilk fotograf tetikledi. Bunun karmaşık, yoruma açık ve zor ele gelen yapısı hoşuma gitti, kafamda bir nevi kutucuk açıldı. O günden sonra ne zaman ormanda gezdiysem kafamda bu kutucuğun varlığının bilinciyle gezdim, o ilk fotografı zenginleştirecek başka fotograflara karşı gözüm açık dolaştım.

Yukarıdaki vapur fotografı çok daha naif belki, ama o da başka bir kutucuk işte. Kadıköy'e çok yakın yaşayan, neredeyse her haftasonu vapura binen, bir hafta yurtdışına çıksam Kadıköy-Eminönü vapur yolculuğunu özleyen biri olarak vapurların fotografını çekmemek olmaz ki şimdi. Vapurları, özellikle eski olanlarını seviyorum ve hemen ayağımın dibindeler, çok da güzel fotograf veriyorlar. Ama tabii bir de vapurların etrafında ve içinde dönen bir hayat var. Asıl bu hayatı da dahil etmek istiyorum. Neticede zaman içinde bir vapur serisi oluştu, oluşuyor, büyümeye devam ediyor.

Buna benzer, hem somut hem de soyut konular, kutucuklar var aklımda. Kimisini bir kağıda yazmışım, karanlıkodada mantar panoya iğnelemişim. Amaç proje olsun, sergi olsun, kitap olsun değil, hiç derdim değil...iyi fotograf olsun, yeter!

*Eric Kim ve Charlie Kirk İstanbul'da bir sokak fotografçılığı atölyesi düzenlediler, Taylan Bağcı'nın atölyesinde de karanlıkoda ve film banyosu üstüne epey uzun bir film çektiler: Taylan Bağcı ile Film Banyosu ve Baskı. Ben de bir süre oradaydım ve muhabbet orada açıldı.

Zaman geçiyor, canavar gibi yeni fotografçılar ortaya çıkıyor. Dünyayı dört bucak gezmişler, müthiş fotograflar gösteriyorlar falan, ama siyah beyaz film banyosu hiç yapmamışlar, baskı hiç yapmamışlar, sudan çıkan negatifi görünce gözlerini faltaşı gibi açıp "vaaay bee" diyorlar. Eleştirmek için değil, fotografik topografyadaki müthiş hızlı değişim bana çok ilginç geldiği için söylüyorum.

Geçen gün bizim velet geldi, elinde dinozor çıkartmaları, bana iki tane hediye etti. Birini agrandizöre, diğerini de Leica makinamın üstüne yapıştırdım. Artık tescilli dinozorum :)

Birkaç kısa teknik not...meraklısına:
Rangefinder makinanın üstünde 35mm optik, içinde de Kodak Tmax400 film vardı. Filmi 200 gibi pozlayıp, geçen sene hakkında yazdığım Spur HRX-3 New film banyosunda yıkadım.

Negatif
Hem optik, hem film, hem de banyo sağ olsun, alabildiğine detay var negatifte.

Aşağıda kağıt tabanlı 30x40cm Ilford Multigrade karta yaptığım bir baskıyı görebilirsiniz. Şu vapurun bacasından duman çıkınca çok güzel oluyor arkadaş!

Büyütmek için tıklayın

12 Mayıs 2014 Pazartesi