10 Eylül 2016 Cumartesi

Poşet

Kadıköy, 2015 (büyütmek için tıklayın)

"Fotograflar kendi başlarına hiçbir şeyi açıklayamaz iken, çıkarımlar, spekülasyon ve hayaller için tükenmez birer davettirler."
                 Susan Sontag

Beş fotografsever arkadaş altı ay boyunca bir konu üzerine fotograf çekiyoruz, tüm çabanın sonucunu bir kitapçıkta yayınlıyoruz. Gözaltı fanzinimizin tek cümlede özeti bu. A'dan Z'ye her şeyi kendimiz finanse ediyoruz; matbaa hariç her şeyi kendimiz yapıyoruz. Sonra da bedava dağıtıyoruz. Aklı olan yapmaz! Bir gönül işi işte. Üretmenin ve paylaşmanın heyecanıyla yaşıyoruz.

Yukarıdaki fotograf "Köpek" konulu ilk sayımızdan. Kısa bir süre önce ikinci sayımız çıktı. Facebook sayfamızda paylaştığımız yerlerden alabilirsiniz.

Karanlıkoda baskısı ve Gözaltı'lar


8 Mayıs 2016 Pazar

Teselli

Beşiktaş, 2015 (büyütmek için tıklayın)

"Fotograf makinası bir kayıt cihazından çok daha fazlasıdır. Bize başka bir dünyadan mesajların akışını sağlayan bir mecradır."
Orson Welles

Bu fotografı ve çok daha fazlasını birkaç arkadaşla yeni yayınladığımız ve ücretsiz dağıttımız Gözaltı'nda bulabilirsiniz. İlgileniyorsanız elinizi çabuk tutun çünkü hızla tükeniyor. Nerelerde bulabileceğinizi öğrenmek için: bir alttaki posta veya https://www.facebook.com/gozaltifanzin/.

Fotograf hakkında birkaç not:
Orson Welles'in yukarıdaki cümlesi bence önemli. Fotograf, görünenin ötesinde başka bir dünyadan bir şeyler fısıldıyor mu? Fısıldıyorsa bile ben duyabiliyor muyum? Benim duyduğumu başkası da duyabiliyor mu? Zor sorular...sübjektif mevzular.

Fısıltı duyabiliyorsam fotografı biraz büyükçe, çoğunlukla 30x40cm karta basıyorum. Bugün de öyle yaptım:

30x40cm Ilford Multigrade fiber karta baskı

Dostlar, uzatmıyorum, sabrınızı zorlamıyorum. Kitaplığınızda Gözaltı, fotografınızda fısıltı eksik olmasın...

24 Nisan 2016 Pazar

Gözaltı


Bir yıl önce filizlenen bir fikir uzun emekler sonucunda nihayet meyve olarak karşınızda. Gözaltı, bir avuç fotografçının ortak çabası. Fanzin diyoruz ama fotograf kitapçığı da denebilir. Bir ceketin cebine kolaylıkla sığabilecek boyutta. Tümüyle gönül işi olduğu için ücretsiz dağıtıyoruz. Nerede bulabilirsiniz? Bize mantıklı görünen yerlere bırakmaya çalışıyoruz. Şimdilik Galata Fotografhanesi, Salt Galata'daki Robinson Crusoe, İFSAK, Sirkeci'de Pamuk Ticaret, Kadıköy Tribu Cafe ve Lomography'de bulabilirsiniz. İlave yerler oldukça Facebook sayfamıza ekliyoruz. Gözaltı'nı bırakmamızı veya göndermemizi dilediğiniz başka mekanlar, dernekler, kurumlar vs olursa buradan veya FB sayfasından yazabilirsiniz.

Gözaltı'nı inceledikten sonra yorumlarınızı, önerilerinizi, eleştirilerinizi (ki bir tanesini şimdiden biliyoruz) paylaşmanız bizi mutlu edecektir.

Son olarak, bu blogla da biraz ilişki kurmak adına: Gözaltı'nın fotografçıları analog fotografı tercih etmekte ve desteklemektedir (bundan sayısal vb fotografa karşı olduğumuz anlamı elbette ki çıkartılmamalıdır).

Sevgiler

30 Aralık 2015 Çarşamba

Işıltılı Dere

Işıltılı bir dere kenarı, 2015 (büyütmek için tıklayın)

"Nakış ve sanatta hayal kırıklığına uğramak istemiyorsan eğer, sakın onu mesleğin olarak görme. Ne kadar hünerin ve yeteneğin olursa olsun, parayı ve iktidarı başka yerlerde ara ki, hüner ve emeğinin karşılığını alamayınca sanata küsmeyesin."
                                                       Orhan Pamuk - "Benim Adım Kırmızı" romanında Enişte Efendi'nin ağzından


Bütün dostlara sağlıklı ve mutlu bir yeni yıl diliyorum. Zeus - ya da her neye inanıyorsanız -hiçbirimizi filmsiz, kimyasız, makina tamircisiz, kahvesiz ve havuçlu keksiz bırakmasın.

20 Aralık 2015 Pazar

Split

Split, Hırvatistan, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Beşyüz yıl önce ecdadın fetih için geldiği, İstanbul’dan en az bin kilometre uzaktaki bir coğrafya, Hırvatistan’ın Split bölgesi. Osmanlı ordusunun yaklaştığını öğrenen Split ve Trogir kentlerinin asilzadeleri civardaki köylüleri korumak amacıyla surlar ve kaleler inşa ederler. Bu tarihi kalelerin olduğu bölgeye bugün Kastela, yani kasteller/kaleler, deniyor. Bunlardan günümüze yedi tanesi kalmış ve Split’ten kuzeye doğru sahil boyunca sıralanıyorlar. Kastel Novi’deki bir pansiyonun penceresini sabahın ilk ışıkları ile beraber açınca karşıma bu manzara çıktı. Ufuktaki çukurlukta Split’in yapıları yükseliyor.

Bu sabah, genellikle savaş fotografçısı olarak anılan, ama bu sıfattan nefret eden Don McCullin hakkında beni derinden etkileyen olağanüstü bir belgesel izledim. Aşağıdaki 95 dakikalık filmi kaçırmamanızı öneririm.

10 Aralık 2015 Perşembe

Misafir Fotografçı - Taylan Bağcı


Copyright Taylan Bağcı 2015

Kısmetliymişim! Evvelki yazımda bahsettiğim Taylan Bağcı'nın bu fotografını sadece yayınlamak değil, kendim için bir baskı yapmak da nasip oldu.

Taylan'a fotografla ilgili bir şeyler yazar mısın dedim. Şunu gönderdi:

"Benden iğne deliği kameram ile çektiğim fotoğraf ile ilgili bir yazı yazmamı istedin. Aslında tam olarak ne yazacağımı bilemiyorum. Sanırım benden o fotoğrafın çekim anı ile ilgili bir şeyler yazmamı istedin. Ne diyeyim? Hissettim ve çektim. Ne öncesi ne de sonrası çok üzerinde durmadım. Aslında ağızlara pelesenk olmuş bir söz vardır: "Fotoğraf göz ile çekilir". Güzel bir tanım ama eksik. Fotoğraf sadece göz ile değil, ona eşlik eden ruh ile çekilir. Kendinizi hayat nehrinde akışa bırakabildiğiniz sürece, hayatı hissedebildiğiniz sürece, hayatın bir parçası olduğunuz sürece "fotoğraf" çekersiniz.Yani sonunda kendi kendimizi kadraja aldığımızda "fotoğraf" çekeriz. O nedenle fotoğraf çekerken hesap yapamazsınız. Sadece kaydedersiniz. İşte ben de usulca gelip omzuma dokunan o anı bu şekilde kaydettim"

Enstantaneyi ve diyaframı yazsan yeterdi be dostum :-P

Geçenlerde bir Pazar öğleden sonra, Taylan, koltuğunun altında bir tomar iğne deliği negatif ile bizdeydi. Geleneksel kahve & kek saatinden sonra karanlıkodaya girdik, CD'çalara Woody Allen film müziklerinden bir seçki koyduk (ah, Caruso şurda beni mest ediyor...şarkının geçtiği "Matchpoint" de ayrıcana süper film), gıcır gıcır 28x36cm Ilford Art300 kutusunu açıp işe koyulduk. Taylan esasen usta bir karanlıkoda zanaatkarı. Tophane'de kendi atölyesi ve karanlıkodası var (hatta daha önce burda ve şurda hakkında yazmıştım). Karanlıkoda düzenimi, çalışma sistemimi falan merak ediyormuş, benim mekanda bu baskıları o vesileyle  yaptık anlayacağınız.

Fotografımız 20 no'lu kare

Negatiften gördüğünüz gibi, kameranın ışık izolasyonu ciddi emek ve dikkat istiyor. Öyle bir kat siyah elektrik bandı yetmez; iyicene sarmak gerek. Taylan'ın acemiliğine gelmiş olmalı, bayağı bir ışık sızmış. Neyse ki bizim kareye majör bir zarar vermemiş. Gerçi bütün bu hatalar da işin parçası diye bakmak, rahat olmak lazım.

Bir iki saatlik keyifli bir uğraştan sonra dört fotografla çıktık karanlıkodadan. Aşağıda 28x36cm'lik Ilford Art300 karta hem köpek fotografının bir baskısını, hem de ardından panoramik iğne deliği kamerası ile çektiği filmden yaptığımız başka bir baskıyı görebilirsiniz. 



Fırından taze çıkmış ıslak baskıyla bir hatıra fotografı olmadan dükkanı kapatamazdık. Bu sefer şartları epey zorlayan inatçı bir yaramaz da kenardan kareye girmeyi başardı!

Moi, Taylan, Yaramaz

Taylan o akşam negatifleri bana bırakarak ayrıldı. Ben de birkaç gün sonra parlak fiber karta bir baskı daha yaptım. Çünkü Art300'ün dokusu tarayıcıda sorun yaratıyordu. Bu son baskıyı yaparken negatifin ışık almış kenarından kırptım. Ana fotografta da bunu kullandım. Siz ne dersiniz bilmem ama ikisi de tatmin edici kadrajlar bence.

Ve son olarak, üstadın artistik panoramik iğne deliği kamerasını göstereyim. İyi, di mi?


Teşekkürler Taylan!

24 Kasım 2015 Salı

Kibrit Kutusu ve İğne Deliği

Tramvay, İstiklal Caddesi, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Kibrit kutusundan iğne deliği fotograf makinasını - makina da denmez ya...kamera diyelim - ilk kez Taylan Bağcı'nın elinde görmüştüm. Sürekli maruz kaldığımız high-tech bombardımanından ve high-tech odaklı fotograf üretiminden bıkmıştı Taylan. Buna karşı içinde yükselen bir tepkiyle fotografın köklerindeki Camera Obscura'yı aldı, şuna benzer bir web sayfasından esinlenerek gitti bunu kibrit kutusunun içine koydu. Sonra da şahane fotograflar çekti, hatta o fotograflar bu yıl sergilendi, sergiyi bir de iğne deliği atölyesi ile bitirdi. 

Bu atölyede ben de ilk kibrit kutusu iğne deliği kameramı yaptım (şuna benziyor). Valla insan önce bir işkilleniyor, böyle fotograf mı çekilir diyor. Yani alabildiğine iptidai bir aletten bahsediyoruz. Ama insan evladı her şeye alışıyor, hatta sevebiliyor kardeşim; bir kibrit kutusunu bile. Çünkü bir süre sonra iptidailik arka plana kayıyor, özgürlük hissi öne çıkıyor. Poz ölçümü yok, vizör yok, netleme yok. İğne deliğini ilginç bulduğun konuya göz kararı doğrult, güneş varsa bir saniye, hava bulutluysa dört saniye pozla. Bitti. Filmi sar, kamerayı cebine at, gezmeye devam et. Ve işin en ilginç tarafı: bu alet bayağı fotograf çekiyor! Tamam, görüntü keskin değil, ama olayın ne olduğu gayet iyi anlaşılıyor.

Buradaki fotograflar ilk iğne deliği kameram ile eğlence niyetine çekilmiş filmden (Fomapan100). Kamera 24x24cm'lik negatifler üretiyordu (aslında istediğiniz formatı tasarlayabilirsiniz). Tramvay ve selfie fotograflarını dokulu Ilford Art300 karta bastım, baskıları taradıktan sonra da hiçbir dijital müdahalede bulunmadım. Fotograflarda - özellikle beyaz marjlarda - dokunun kendisini de görüyorsunuz. Bence Art300 pinhole negatifler için biçilmiş kaftan!

Özçekim, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Hayatınızda en az bir kez böyle bir kamera yapmanızı öneririm. Yukarıdaki linkte her şey gayet güzel anlatılmış. Hem yaparken, hem çekerken, hem de sonuçlara bakarken çok keyif alacaksınız. Ben niyet ettim, bu haftasonu yenisini yapacağım. Ha evet, film bitince yenisini yapmak gerekiyor, çünkü pozlanmış filmi ancak kamerayı karanlıkta(!) parçalayarak çıkartabiliyorsunuz. Biraz yaratıcılıkla bu parçalama minimuma indirilebilir belki.

Taylan-Filiz-Aydan ile Moda'da piknik, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Gönlümden geçen, başka bir postada burada Taylan'ın çok başarılı bir iğne deliği fotografını yayınlamak. Bir soralım bakalım. Kısmetimizde varsa olur ;-)

15 Kasım 2015 Pazar

Karikatürist Hamza Akın

Hamza Akın, Kadıköy, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Sanatsal yolculuğunu uzun süredir beğeniyle takip ettiğim karikatürist Hamza Akın.

Sanat dışında Hamza'yla ortak kahve tutkumuz var. O gün Haydarpaşa Garı'ndaki kahve festivalinden çıkıp, pis bir yağmur altında Kadıköy'e yürüdük. Nasıl olduysa artık, kahve içememiştik. Biz de bir pub'da bilardo ve Guinness ile durumu telafi ettik.

7 Kasım 2015 Cumartesi

Misafir Fotografçı - Seçkin Yılmaz

Baltık Denizi, 2013 (büyütmek için tıklayın)
Copyright Seçkin Yılmaz

Bu yazıda yılların dostu, fotografçı - ve tabii ki siyah beyaz sevdalısı - Seçkin Yılmaz'ı enfes bir fotografıyla misafir etmek istedim.

"2013 yılı Ocak ayı sonlarıydı. St. Petersburg’da günler kısa, hava keskin soğuk. Öğlen saatlerinde Baltık Denizi kıyısına vardık. Deniz nerede başlar, nerede biter belli değil. Ufuk çizgisi neresi, belli değil. Bulutlar ufka kadar inmiş, deniz ufka kadar buz tutmuş. Dünya tasviri taş bir heykelcik  ilişti gözüme.  'Kıyı buradan başlıyor' dedi arkadaşım ve denizin üstünde yürüyüp gitti." ...Seçkin Yılmaz

Seçkin de benim gibi siyah beyazlarını evindeki karanlıkodasında basar, bu zanaatın heyecanını iliklerine kadar hisseder.

Geçenlerde bize kahve içmeye geldiğinde bu fotografın negatifini de getirdi, göster bakayım hünerini dedi. Kafein yüklemesinden sonra girdik karanlıkodaya. Negatifte ince bir zorluk vardı: kürenin üstündeki karla arka plandaki kar neredeyse aynı tondaydı. Bu ikisi arasında ayrışma sağlamak gerekiyordu, aksi takdirde kürenin küre olduğu anlaşılamayacaktı. O yüzden doğrudan yüksek kontrast filtreyle başladık işe. Minnacık ton farklarını başka nasıl ayıracağız? Birkaç denemeden sonra bu ayrışmayı sağlayan hassas bir poz süresine ulaştık. Gerisi çorap söküğü gibi geldi: gökyüzüne çok hafif ilave pozdan sonra baskımız hazırdı. 

Fotografı burada yayınlamaya karar verdiğimiz için bitmiş baskıyla bir de artistik hatıra fotografı patlattık ;-)


Seçkin'in işlerini kendi web sayfasından görebilirsiniz: http://www.seckinyilmaz.com/

29 Ekim 2015 Perşembe

Karanlıkoda 13

Martin ve Tolga @ Karanlıkoda 13, Kadıköy, İstanbul, 2014 (büyütmek için tıklayın)

İstanbul'da son derece canlı, gayet düzeyli işler üreten büyük bir fotograf camiası var. Mesela şu aralar Beşiktaş ve Ortaköy'de uluslararası çapta, seviyenin çok yüksek olduğu Fotoİstanbul devam ediyor. Doğal olarak, bütün bu canlılığın parçası olan, az veya çok buna katkı sağlayan, bu ortamın içinde hareket eden çok sayıda birey ve grup oluyor. Kadıköy'deki bir hanın yeraltı katında kiraladıkları bir mekandan Karanlıkoda 13'ü yaratan, burada kendi işlerini üreten, agrandizör baskılarını, C41 renkli film banyolarını yapan, ekseriyetle siyah beyaz ve renkli negatif film tercih eden Martin Hinze ve Tolga Güleç de bunlardan ikisi. Martin'in işlerini burada görebilirsiniz. Tolga'nın çalışmaları içinse biraz daha sabretmeniz, beş fotografçının ortak çabası olan ve zamanı gelince buradan da duyuracağım bir şeyleri beklemeniz gerekecek.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Mui Ne

Mui Ne, Viet Nam, 2006 (büyütmek için tıklayın)

Tanyeri ağarırken motosikletle Mui Ne balıkçı kasabasına vardık. Sahile iner inmez gördüğüm manzarayı ömrüm boyunca unutamam. Ufuk çizgisi boydan boya yeşil, mavi, kırmızı, rengarenk boyanmış teknelerle kaplıydı. Uzun sahil ise kıpır kıpır koni şapkalı kadın kaynıyordu. Erkekler fotograftaki yuvarlak sallara binip sahil ile açıktaki tekneler arasında harıl harıl mekik dokuyor, gece tutulmuş tonlarca balığı sahildeki kadınlara ulaştırıyor, kadınlar balıkları, yengeçleri, midyeleri sırrını çözemediğim bir organizasyonla, müthiş bir beceriyle pay ediyorlardı. 

Fotografta artık zaman biraz ilerlemiş, ortalık toparlanmaya başlamış. 

Karanlıkodacılar için birkaç not:
Geçenlerde yeni Ilford Multigrade Classic hakkında yazmıştım. Bunun dışında bir kutu da Ilford Cooltone almıştım. Mui Ne fotografını böyle birkaç farklı karta bastım. Aşağıda üstte eski Ilford Multigrade IV, altta ise Cooltone baskılar var. Cooltone'un hakikaten soğuk tonlu olduğu çok net görülüyor.

Üstte Multigrade IV, altta Multigrade Cooltone (büyütmek için tıklayın)
Böyle soğuk kartlar herkese hitap etmese de çok iyi birtakım fotografçıların bunları tercih ettiğini biliyorum.

11 Ekim 2015 Pazar

26 Eylül 2015 Cumartesi

Ilford Multigrade Classic

Mochlos, Girit, 2015 (büyütmek için tıklayın)

Aralık 2013'teki bir basın ilanı ile Ilford yılların Multigrade kartının geliştirilmiş bir versiyonunu ürettiğini duyurmuştu. Geçen gün Multigrade Classic adlı bu yeni kartın Sirkeci'de stoklarda olduğunu duyunca ilk fırsatta gidip bir paket aldım. Tabii o heyecanla hemen karanlıkodaya attım kendimi. Ama ancak tek baskılık zamanım vardı, ben de bizim veledin yeni çektiğim bir portresini bastım. O fotograf fixerden çıkınca dostlar...Adana style öyle derin bir offf çektim ki! "Arkadaş, Ilford manyak bir kart üretmiş...bu siyahlar, bu kontrast...müthiş" dedim.

Tamam, heyecanımız biraz yatışsın; buna şimdi sakin sakin bakalım. Daha geniş bir zamanda buradaki zavallı ahtapot fotografını hem eski, hem de yeni karta bastım. Önce eski karta gözüme hoş görünen bir baskı yaptıktan sonra yeni kartta buna mümkün olduğu kadar yaklaşmaya çalıştım. 

Solda Multigrade IV, sağda Multigrade Classic (büyütmek için tıklayın)

Evvela Ilford'un dediklerine bakalım. Poz süresini kısalttık derler. Doğru, ben de poz süresinde yaklaşık %30'luk bir azalma görüyorum. Eh, iyi olmuş diyelim. Aynı kısalma kartın Warmtone versiyonunda olsa daha çok sevinirdim, çünkü o kartı bir stop daha fazla pozlamak gerekiyor ve bu da büyük baskılarda işi zorlaştırabiliyor.

Sonra Ilford der ki, yeni kart daha keskin. Bunu ilk okuduğumda "nasıl olur?" diye kalakalmıştım.  Şöyle söyleyeyim, üç gündür bu ahtapot fotograflarını karşılaştırıyorum, sonra başka bir negatiften daha baskılar yaptım (bir sonrakı yazının fotografları...kısmetse), iki gündür de onları karşılaştırıyorum, şu anda "yaa galiba yeni kart azucuuuk daha keskin gibi duruyor" noktasındayım. Hanıma bunu söylesem "psikolojik" der. Belki de öyledir. Yok, bir fark var hakkaten. Eski kartın üstünde çok hafif bir grilik varmış da, yeni kartta bu kalkmış gibi duruyor, o da mikro kontrastı yükselterek keskinlik hissini çok az arttırıyor. Pek bilimsel olmadı ama bizde bu kadar.

Bir de kontrasta bakalım. Eski karta ahtapotun baskısı 3.5 numara kontrast iken yeni kartta 3 numara kontrasta düştüm. Yani yeni kart yarım numara daha kontrastlı gibi duruyor. Bu aralığın dışındaki kontrast numaralarında durum nedir henüz bilmiyorum.

Her iki kartın yüzey karakteristikleri arasında bir fark göremedim:

Solda Multigrade IV, sağda Multigrade Classic (büyütmek için tıklayın)

Yeni kartın tonlamaya tepkisi konusunu henüz geniş çaplı inceleyemedim. Ilford'un iddiası yeni kartın tonlamaya karşı daha çok tepki gösterdiği. Ben şimdilik aşağıya bir adet sepia versiyon koydum. Selenyuma ise başka sefere bakacağız.

Burada eski-yeni karşılaştırmasından sapacağım. Sepia tonladığım yeni kart ile sepia tonladığım Ilford Warmtone Semi Matt (24K kodlu) kartlarını yan yana koydum:

Solda Multigrade Classic, sağda Multigrade Warmtone semi matt (büyütmek için tıklayın)

Kişisel zevk meselesi elbette, ama benim bu yarı mat karta karşı bir zaafım var. Nasıl söylesem? Parlak kart biraz da parlaklığıyla cezbetmeye çalışıyormuş gibi hissediyorum bazen. Mat kart ise sadece içerik ve baskı kalitesiyle ayakta durmak zorunda...bunu seviyorum nedense.

Solda Multigrade Classic, sağda Multigrade Warmtone semi matt (büyütmek için tıklayın)
Netice itibariyle, eski kart üst düzey bir malzeme (idi). Yeni Classic versiyon çok az daha iyi gibi görünüyor, ama öyle uğrunda okyanusları aşmayı gerektirecek kadar da değil. Bakalım...zaman geçtikçe farklı izlenimlerim oluşursa onları da paylaşırım. 

Yalnız, yazının başında bahsettiğim o ilk fotograf nasıl öyle süper göründü gözüme; karttan mı, kafam mı iyiydi, başka bir şeyden mi, henüz anlayabilmiş değilim.

14 Ağustos 2015 Cuma

Uyku

İstanbul, 2015
(büyütmek için tıklayın)

Dışarıda onu bekleyen kabusa uyanmaktansa şeker gibi bir uykuyu tercih etti.

28 Mayıs 2015 Perşembe

Sergi Baskısı - Gökçeada

Gökçeada, 2002 (büyütmek için tıklayın)

İki gün sonra bitecek sergimizdeki bu fotografı 2002'de Gökçeada'da, erken bir saatte çekmiştim. Adanın kuzeydoğusunda, Bademli'de kalıyorduk; yamaçtaki şirin Eski Bademli'de değil, aşağıdaki Yeni Bademli'de. Sabah, kahvaltıdan önce, Yıldız Koyu'na doğru giden toprak yolda yürüyüşe çıktım. Az sonra yolun sağında bu acayip ağaç belirdi. İlk gördüğümde hayret etmiştim, hala fotografa aynı hayretle bakarım. Bu nasıl inatçı, aman vermez bir rüzgardır da ağacı adeta yontmuştur!  Kendime sormadan edemem: bu bir ağacın fotografı mıdır, yoksa rüzgarın fotografı mıdır, yoksa bambaşka bir şeyin, mesela "kader"in fotografı mıdır? "D" şıkkı - Hepsi - diyesim geliyor...

17 Mayıs 2015 Pazar

Sergi Baskısı - Loch Achray

Loch Achray, İskoçya, 2002

Küçük sergimizin artık sonlarına yaklaşıyoruz. Ziyaret eden, moral veren, yapıcı eleştiride bulunan, fotograf satın alarak serginin finansmanına destek olan bütün dostlara teşekkürler.

Birden fazla satın alınan fotografların baskılarına başladım artık. İlk seansta bu İskoçya fotografına odaklandım. Baskı kalitesi açısından dört dörtlük olmaları için azami dikkati gösteriyorum. Yüksek arşivsel nitelik bir diğer öncelik: yani çift fiksaj pratiği, hipo temizleyici kullanımı ve üreticinin tavsiyesi doğrultusunda uzun yıkama. Kullandığım kart fiber tabanlı Ilford Multigrade IV.

Kurumuş baskıları göstereyim:


Endişelenmeyin, öyle buruş buruş kalmayacaklar. Fiber kartlar her zaman böyle kurur. Düzledikten sonra jilet gibi olacaklar:


Fotografta İskoçya'nın Trossachs bölgesindeyiz...enfes bir sabahın erken saatleri...Loch Achray'ın üstündeki sisler hayalet gibi bir o yana, bir bu yana uzanıyor...güneş yeterince yükselip sisi delecek kudreti henüz kendinde bulamamış.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Sergimiz var

Sen de GEL-SE-NE  :-P

Sergi Açılışı: 15 Nisan 2015 Çarşamba. 19:00 - 21:30
Sergi Tarihleri: 15 Nisan – 30 Mayıs 2015
Ziyaret Günleri: Hafta içi 10.00 – 18.00, Hafta sonu cumartesi 10.00 – 13.00

ÇOKÇOK GALERİ – ATÖLYE PERA
MEŞRUTİYET CAD. KALLAVİ SOK.
NO.30/1 BEYOĞLU – İSTANBUL
+90 212 244 29 70
+90 532 438 42 96
info@atolyepera.com
www.atolyepera.com



22 Aralık 2014 Pazartesi

Karanlığa Doğru

Eminönü - Harem arabalı vapuru, İstanbul, 2014

"Daha karanlık, daha karanlık...ülkenin gidişatı gibi iyice yıldırıcı, iyice karanlık..." diye içimden geçiriyordum metafor gibi de okunabilecek bu fotografı basarken, bütün ton paletini adım adım karanlık uçlara doğru taşırken.

Fotografçılar ve karanlıkodacılar için bir iki ufak not:
Havada leke gibi görünen şeyler uçan martıların düşük enstantanede film üzerinde bıraktığı hayaletimsi izler. Silüetin sağ kenarlarındaki açıklık da doğal olarak negatifte var; ben bir müdahalede bulunmadım. Evet, garip, ben de çözemedim.

Adox Silvermax negatif

Yeni çıkan Adox Silvermax filminden 10 makara getirtmiştim Almanya'dan. Fotograf bu filme kaydedildi. Thornton Çift Banyo ile de filmi yıkadım.

Silvermax kullanmayı düşünüyorsanız kutusunda yazan ISO100'de pozlamamanızı öneririm. Bir stop fazla pozlayın. Tecrübelerime göre gölgeler bu filmde inanılmaz çabuk uçup gidiyor, bunları da ancak biraz fazla pozlayarak doldurabilirsiniz.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Yarım

İstanbul, 2014

"Kertesz" diye heyecanla geçirdim içimden, yanından geçtiğim bankta bu sahneyi görünce.

Andre Kertesz'in kitaplarına, fotograflarına yıllardan beri bakarım. Ve ne zaman karşıma "Disappearing Act" çıksa orada durur, sırrı çözmeye çalışırım. Hala çözebilmiş değilim. Andre usta karanlıkodada bir numara mı çevirmiş, yoksa başka bir halt mı var bilemiyorum. Sizin malumatınız/fikriniz varsa lütfen yorumlar kısmında belirtiniz, beni bu dertten kurtarınız.

Bizim fotoda tabii Andre babanınkindeki gibi bir ustalık, bilmece, sır yok; neyin ne olduğu ayan beyan ortada.

Disappearing Act - Andre Kertesz

Karanlıkoda notları:

Fotografın sağ kenarına dikkatle bakarsanız koyu bir leke görürsünüz. Geçen senelerde başıma tam anlamıyla bela olan bir kabustu bu. Orta format filmlerimi yıkarken bir şekilde spiral ile film arasında hava kabarcığı oluşuyor, bu da oralarda yetersiz gelişmeye neden oluyordu. Bu kabarcık oluşumunu anlamaya ve çözmeye çalışırken aşağıdaki fotografı çekmiştim. Kırmızı oklar baloncukların film ile spiral arasına nasıl inatçı bir şekilde sıkıştığını gösteriyor.


E kardeşim, tankı her ters düz edişten sonra altını sehpaya vursana demeyin, çünkü zaten yapıyorduk herhalde bunu. Ama kabarcıklara nedense tesir etmiyordu. Apartmanı güm güm inlettiğim çok vurma şekli denedim, her birinden sonra tankı açıp bizim çocuklar ne yapmışlar diye baktım. Hatta bir ara ümidi kesip hiç çalkalamayayım, Paterson tanklarla gelen çubuklar ile spirali çevireyim dedim, ama o da başka problemler yarattı. Neyse, en sonunda bir yöntem buldum: tankın sadece altını değil, yanlarını da mermer sehpanın kenarına birkaç kez vurmam gerekiyor, baloncukları ancak bu patlatıyor. Böylece problem %99 çözüldü. Çok nadir de olsa hala başıma gelebiliyor ama...bu fotoda olduğu gibi! Belki sizin de benzer bir probleminiz olabilir diyerek başımdan geçenleri yazayım dedim. Probleminiz yoksa...problem yok o zaman, dokunmayın :)

Baştaki foto için orta format Pentax645 makinada Tmax400 film kullandım, onu da ev yapımı FX-37 formülüyle yıkadım (1+3 sulandırma ile 9 dakika). FX-37 benim istediğimden biraz grenli sonuç veriyor. Öyle olduğunu formülün mucidi söylüyor zaten. Orta format ile yine fena değil ama 35mm için kullanmam. Şahsen FX-15 veya D76/ID11'i tercih ederim. Tabii bu yorumum Tmax400 film ve benim beğeni anlayışım özelinde. Belki başka filmlerle daha iyidir. Mesela Delta3200 ile iyi diyenler var.


Haydi sağlıcakla kalın, sizi mutlu eden fotograflar çekin...

9 Kasım 2014 Pazar

Atlı - Trinidad

Trinidad, Küba, 2005

Bugüne kadar fiber kartların yıkanması ile ilgili hiçbir şey yazmamışım. O kadar da önemli bir mesele halbuki. Tamam, fiber kartları uzun yıkamak gerektiğini hepimiz biliyoruz ama işi abartıp anlamsız su israfını da engellesek fena olmaz. Sabitleme banyosu (fixer) ile ilgili varyasyonlara bu yazıda girmeyeceğim, önerilen sabitleme metotlarından birini kullandığınızı varsayacağım.

Evet cancağızlarım, bir resim bin kelimeye bedelmiş. Aşağıdaki grafik bence söylenmesi gereken her şeyi açık ve net bir şekilde söylüyor.

Büyütmek için tıklayın

Grafiğin kaynağı: "The Art of Enlarging", David Vestal*. Kitapta analiz uzun uzun anlatılıyor, bir sürü kart fixer'den sonra farklı sürelerde yıkanıyor ve sonra bunların her birinde kalan hipo miktarı - yani, yıkamaya rağmen kartın dokusunda hapsolmuş miktar - kimyasal bir yöntemle belirleniyor.

Piyasada Kodak Hypo Clearing Agent veya Ilford Washaid benzeri yıkamayı hızlandıran kimyasallar var. Ben bunlara bu yazıda kısaca YY (Yıkama Yardımcısı, yani Washing Aid) diyeceğim. Grafik çok net: YY kullanılmadan 2 saat boyunca yıkanan kartın dokusunda kalan hipo (fixer) miktarı, birkaç dakika YY'den geçirilmiş ve sonra 5 dakika yıkanmış kartta kalandan daha fazla! Bu grafiği gördükten sonra YY kullanmamak bence günah :)

Ben şöyle yapıyorum. Fixer'den çıkmış baskıyı kısa bir süre yıkıyorum. Baskının olduğu leğene 4-5 kez biraz su doldurup boşaltmak kadar basit bir şey bu. Sonra leğene YY boca edip, biraz leğeni sallıyorum ve karanlıkodaya dönüyorum. En az 10 dakika böylece YY'de geçmiş oluyor. Ardından YY'yi  kendi kabına aktarıp leğene tekrar birkaç kere biraz su doldurup boşaltıyorum ve sonra işime gücüme dönüyorum. 1-2 saatlik bir süre zarfında arada bir leğendeki suyu yeniliyorum. Vakit geç ise baskıyı sabaha kadar suda tuttuğum da oluyor. Bu şekilde baskının arşivsel kaliteye geldiğini ümit ediyorum.

Bu arada, YY için hazır ürüne para harcamaya gerek yok. Altı üstü 1 litre suya 20g sodyum sülfit atıp karıştıracaksınız, o kadar. Film için de kullanmak istiyorsanız buna 2 gram sodyum bisülfit (veya sodium metabisülfit) dahil edin. Bunlar İstanbul Sirkeci'deki kimyacılarda rahatlıkla bulunabiliyor. 1 kilo sodyum sülfit son aldığımda 5 liraydı!

Son olarak, benim karşıma çıktığı için sizin de başınıza gelebilecek bir "probleme" değineyim. 20g sodyum sülfit ile hazırlanmış YY'den geçirilmiş baskı bütün yıkama işleminden sonra kuruyunca bazen üstünde çok ince, toz benzeri bir katman kalabiliyor. Sudaki kalsiyum baskının üstüne çökeliyor diye anlıyorum. Hazır YY'lerde bunu engelleyen ilave kimyasallar var, ama benim de çözümüm son derece basit: bakkaldan alınan renksiz sirke. Yıkamanın en sonunda baskının üstüne sirkeyi boca edip 1-2 dakika içinde tutuyorum, biraz yüzeyini ovalıyorum falan. Sirkeyi geri kendi kabına döktükten sonra yine birkaç kez suyla yıkanan baskı kuruyunca yüzeyi pırıl pırıl oluyor.

Bakkaldan alınabilecek limon tuzunu YY'ye ilave ederek de çözüm sağlanıyor diye duydum, ama ben henüz denemedim. Sizlerin bu konuda farklı bilgi veya deneyimleriniz varsa duymak isterim.

Büyütmek için tıklayın

Bu fotografın negatifi (Kodak Tri-X, 4.5x6cm format) gayet güzel olmasına rağmen baskısı bana zor geliyor. Gölge ve aydınlık dengesi için çok hassas bir nokta var. Arşivdeki eski 30 x 40cm baskıya baktım geçen gün; cık dedim, hangi kafayla basmışım bunu dedim. Dün sabah altıda karanlıkodanın yolunu tuttum, bir kez daha 30 x 40cm Ilford Multigrade Warmtone karta baskı için ter döktüm. Ahh, ne güzeldir sabahın karanlığında karanlıkodaya girmek, CD'çalara Bach koyup sesi kısığa almak ve fotograf basmak. Neyse, bu sefer tam istediğim gibi oldu. Baskıyı bir de 3 dakika selenyum tonerden geçirdiğim vakit hava artık aydınlanmıştı...balkona çıkıp fotografını çekmek kalmıştı geriye.

* Kısa alıntılar OK'dir diyor kitapta, o yüzden copyright sıkıntısı olmaz umarım. Grafikteki yazılar orijinalinde tabii ki İngilizce. Ben oraları kesip türkçesini yazdım. Yüz kızartıcı bir suç mu işliyorum, emin değilim. Bilginin Türkçe konuşan dünyada yayılması için bedavaya uğraşıyorum şunun şurasında.